KAÇGEL
www.kavrun.tr.gg

REİSİN KÖŞESİ

BU SAYFA REİSİMİZ ATIF KANBERE AİTTİR        
     


              

                       


                             KAVUŞMA GÜNÜ

Onsekiz seneden beri her yıl Mayıs Yirmi'de Vana Açma,
Ekim Yirmi'de ise Vana Kapatma işlemleri için gittiğimiz yaylamıza;
Erken kar yağması sebebiyle 2011 senesi Ekim sonunda gidememiştik.
Şimdi ise kapamadığımız vanaları açmaya gideceğiz nasip olursa...
Yirmiüç Mayıs tarihi itibariyle ÇAKUT ekibi yola revan olacak
inşallah...Bir sezon gidemeyişimizin özlemini katmerli bir Vana Açma
ile gidereceğimizi ümit ediyoruz.

Yaylamızı çok sevdik ama gidemedik ki
Dünyada niceleri bizim gibi sevip gidemediler
İşte; Ümitsiz yayla sevdamızın şahidi,
Uykusuz geceler ve kırdığımız kadehler...

Hazırlıklar başladı; yürekler küt küt atmaya ve uzun bir süredir
hasretini çektiğimiz dağlarımıza kavuşmanın hazzını yaşamaya
başladık.

En güzel halinle karşıla bizi
İşte geldik yanına yorgun ve yitik
Yılmışız, yıkılmışız, kahrolmuşuz
İçimizde tarifsiz bir gariplik...

İşte bu duygular içerisinde yaylamıza,evlerimize ve yüksek
topraklarımıza kavuşmuş olacağız.

Bu toprakların çocukları olmaktan duyduğumuz gururu,
onsekiz senedir yaşattığımız ÇAKUT ekibi beraberliğinin onurunu
ve bütün bunları bize armağan eden Yüce Rabbimize şükranlarımızı
ancak bu şiirle anlatabilirim.

Bir damla dedim, sen bana derya verdin
Her anıma renk, ömrüme mana verdin
Yıllarca o tek mutluluğun girmediği,
Dünyamı yıkıp, yeni bir dünya verdin...

Bir gün ne hayalim ne de gölgem kalacak
Artık ne sıcaklık ne biraz nem kalacak
Benden dağlara, bir çok şiirimden başka
Bir parça ümit, bir yığın özlem kalacak...

Sağlıkla, huzurla yolculuk gününü beklemedeyiz.
Yüreği bizimle olan herkese yürek dolusu selam, sevgi, saygı...
Ve herkesin de bu duyguları yaşaması dileklerimle...
Hoşçakalın dostçakalın...

Atıf ZAfer KANBER
01.05.2012




                    
                   
                
DAĞ ÇİÇEKLERİ

          Merhaba Dostlar,

       Bir yıllık bir süredir yazılarıma ara vermiş ve bu süre zarfında yazacak pek
 birşey bulamamıştım.Ta ki şair Bahaettin KARAKOÇ'un ''Ihlamurlar Çiçek Açtığı Zaman''
 ki şiirine rastlayıncaya kadar. Bu şiirin sözleri benim tekrar yazmama vesile oldu.
 Nasıl olmasın ki; sanki hislerime tercüman olur gibi, sanki dileklerimi dile getirir gibi
 ve sanki benim gibi olanlar için yazılmış gibi...
      Şiirde çok az bir adaptasyon yapılarak okurlara sunulmuştur.
      Ne mutlu yayla,dağ,doğa,çiçek ve özgürlükten yana olup bu şiiri okurkende zevk
alanlara...
Saygı ve sağlık dileklerimle... 02.05.2011

 

Atıf Zafer KANBER

             SANA GELECEĞİM

Dilimde sabah keyfiyle yeni bir ümit türküsü
Kar yağmış dağlara bozulmamış örtüsü
Rahvan atlar gibi ırgalanan gökyüzü
Gözlerimi kamaştırsada geleceğim sana
Şimdilik bağlayıcı bir takvim sorma bana
Yüreğimde çiçekler açtığı zaman...

Beklesende olur beklemesende
Ben bir gökkuşuyum sırmalı kesende
Gecesi çok süren karlar buzlar ülkesinde
Hangi ses yürekten çağırırsa seni bana
Geleceğim diyorum takvim sorma bana
Özlemin hudutları aştığı zaman...

Eski dikişler sökülürde kanama başlarsa yerinden
Yaralarıma en acı tütünleri saracağım ben
Yeterki bir çağır çiçeklendiğin yerden
Gemileri yaksalarda geleceğim sana
Oniki ayın birisinde,kesin takvim sorma bana
Yüreğimin ta ucu yandığı zaman...

Ben güneş gibi gireceğim her dar kapıdan
Kimseye uğramam ben sana uğramadan
Kavlime sadığım,sadığım sana
Takvim sorup hudut çizdirme bana
Ben sana çiçeklerle geleceğim
Dağlarında çiçeklerin solduğu zaman...



                      YOL GÖRÜNDÜ

        Literatürümüzde yani Türkçemizde,dilimizde hem gerçek anlamda
hem de mizahi anlamda,öyle bir cümle,öyle bir söz var ki yeri ve zamanı
geldiğinde kullanımı bir başka oluyor,bir başka haz veriyor denilebilir.
        Şu '' Yol görünüyor '' cümlesi ... sözü..
        Çalışmak amacıyla veya mecburiyet karşısında uzak diyarlara
gitmek gerektiğinde gurbet için '' Yol göründü '' tabiri kullanılır.
Yine gittiğimiz herhangi bir yerde sıcak ilgi göremediğimizde
kalkma isteğimizi yine bu sözle anlatmaya çalışırız '' ee artık bize yol
göründü '' .Hakeza yaş kemale erer,arazlar baş gösterir,işte o zaman
öteki dünyayı kastederek artık bize yavaş yavaş yine '' Yol göründü ''
deriz.Ve bu misalleri istediğimiz kadar da çoğaltabiliriz.İşte bu manadan
olarak bize de  ''Yol göründü'' yani bana, benim ekibime,Çakut ekibine
yol göründü.Bu görünüm oraya buraya şuraya değil;doğduğumuz
topraklara,o yüksek yerlere,dağlara-yaylalara yani KAVRUN yaylasına
yol göründü.
        2010 yılının Vana Açma sezonunu kutlamak için Kaçkarlara yol
göründü.
        Yolumuzun ve yüreğimizin hep açık olması dileğiyle,herkese ve
dosta hoşçakalın der,sizlere de yol görünmesini tüm kalbimle temenni
eder,sağlık,sevgi ve saygılarımı sunarım.

                                                      A.Z.K                                                 12.05.2010

            Yeniden su yürüdü
            Dalıma yaprağıma
            Puğarların can verir
            Kurumuş toprağıma...




                     

                      SEYİR DEFTERİ

       İnsan oğluyuz,beşeriz,şaşarız,ne zaman ne olacağımız belli
değil yaşarız. Ve biz on yedi yıldır sevda ile sevgi ile yaşıyoruz.Kim derdi ki
ekibimizden biri ölüm olmadıkça bizden ayrı kalacak..kaldı işte...
Bilemezdik böyle olacağını bilseydik ona göre plan yapar,ona göre
uygulamaya giderdik.
       Aynen KOROPİ'nin dediği gibi;
 
                '' Yürüdüğüm yolun sonu bir gelse
                  Durakta besbelli inilecektir
                  İnsan nihayeti evvelden bilse
                  Dünyayı o şekil seyredecektir. ''

       Biz dünyayı bilmeden seyrediyoruz ve olmadık bir resim
gördüğümüzde feryat ediyoruz.Tabiki insan bilmediği,görmediği
birşeyi gördüğü zaman paniklediği gibi..
       Şimdilik hayat devam ediyor.Günler geçiyor,hedef yaklaşıyor.
On yedi yılın vana açma sezonunu nasip olursa tam kadro ile yapmak
istiyoruz.Ama peder ne der kader ne der.Çok değerli bir arkadaşım;

                '' Sofralarınızdan lokmalarınız eksilse bile,tabaklarınızın
           eksilmemesi dileğiyle...'' diyor.

       İnşallah bu sezon tabaklar tamam olur.
       Bu dilek temennilerle sofralarınızdan tabaklarınızın eksilmemesi
umudunu taşıyor,saygılar sunuyorum.


                                             20.02.2010

                                                A.Z.K



                          
                    GEÇMİŞİN İZLERİ

       Yeni yılda dostlarımı hatırlamak,kimlere neler söylemem,
neler yazmam gerektiğini bilebilmem için arşivimi karıştırırken çok
uzak tarihlere ait çok değerli bir dostun,çok duygulu bir yazısına
rastladım.
       Yıllar her zaman yeni olarak hayatımıza giriyor ama gerçek
dostluklar hep eskilerde kalıyor.Yani eski değil,eskimeyen dostluklar.
İşte bende böyle yoğun duygular içersinde bütün dostlarımın
yeni yılını kutluyor,eski dostlukların devamını temenni ediyorum.
       Şimdi eski dostlar dedim de,bu dostların ne kadar önemli,
sevdalı,samimi ve içten olduklarını,seksenli yıllarda değerli ağabeyim
Koropi Ahmet ALTAY'ın oğlum Atacan için yazıp göndermiş olduğu
şiiriyle sizlere anlatmak istiyorum.

         Koropi şiirinde;

         Benim tatlı canım tek Atacan'ım
         O bile az gelir versen cihanım
         Tanımadın beni,tanırsan canım
         Çünki gizli değil herşey meydanda

         Catif ailesi,tek varı sensin
         Sen az değil,çok şeylere bedelsin
         Benim bu halime acap ne dersin
         Sen nasıl dersen de ahval meydanda

                                       diyor...

      Bende bu yazımı oğlum Atacan'ın 01.01.2010
doğum günü olması sebebiyle ona ithaf ediyorum.
Nice yıllara...

      Hoşça ve Dostça kalın..        

                    01.01.2010        A.Z.K


                         
                   YOLUN SONU

    180 gün sonra sona erecek olan ve bizim için yeni bir serüvenin başlangıcı sayılacak yolun sonundayız.
20 Mayıs 2009 da başlayıp,bölümlü bir şekilde gelişip 30 Ekim 2009 da sona eren Vana Açma,yayla zamanı,
Vartovor ve Vana Kapatmayla sona eren yaz tatilinin sonu...
         Savaş baltaları görüldü.Ta ki 20 Mayıs 2010 tarihine kadar ve o zaman süreci 180 gün ediyor.
Çakut'un miladi o tarihte başlıyor.İşte esas olan bu zaman zarfında sağlıklı olmak,kayıp vermemek,hüzün yaşamamak..
Bütün temennimiz bu.
         Herşey insanoğlu için.Bugün varsın yarın yok.
Bu nedenle büyük ozan Yunus Emre'nin dediği gibi
''Sevelim sevilelim,Dünya kimseye kalmaz.'' sözünden ilham olarak bizde güzel bir hayata evet diyelim.
         2009 yılını acısıyla tatlısıyla kapatıp yeni bir sayfa açıncaya kadar,herkese ve bize sağlıklı,huzurlu,umutlu bir yaşam diliyorum ve bu vesile ile bayramınızı kutlarım.
                     Şimdilik hoşçakalın...
 
                                           22.11.2009
 
A.Z.K.
            ''Umutsuz yaşanmıyor
            Ha bu yalan dünyada
            Daha yüzseksen gün var
            Özlesekte ne fayda''

                          

                   GÖNÜL KAPISI

   Çakut ekibinin vana kapama sezonu her zaman ki
gibi Ekim ayının son haftasında belirlenen bir tarihte
yapılırdı.Bu yıl da aynı şekilde olacağı için tekrar
yazmaya gerek görmedim.Sessiz,abartısız bir gidiş
olacaktı.Ama sessizliği bozan yine birşeyler çıkıyor.
İlla ki bu satırları yazmama sebep oluyor.
    Bir tarih koyuyorsun bir eylem için,tamam bir defa
ertelenir,bir sebep çıkar tarih tutmaz.Sağlık olsun der
geçersin.Ama bu ertelenme alışkanlık haline gelirse
insanı bıktırır.Üzer,gerer...
    Bu sıkıntılar yaşanırken öte yandan mutluluklar da
yaşanıyor.Güzel anılar,manevi destekler,onore edilen
yürekler,dostlar tarafından uygun görülen sözler...
    Sözler dedim de;çok değerli kardeşimiz Yalçın GÜLAS
yaylada misafirim olduğu sırada ''Bu evin dışarıdan okunan
KAÇGEL diye bir yazısı var.Ama içeride oturanların
okuyacağı bir yazı yok,bende içerden kapıya bir yazı
yazdırmak isterim,bilmem kabul edermisin.'' dedi ve ekledi;
GÖNÜL KAPISI yazdırmak istiyorum ne dersin.?
Çok duygulandım,çok beğendim.Çok güzel bir hediye dedim.
    Bundan böyle KAÇGEL'in içinde oturanlarda böyle
güzel bir yazıyı okuduklarında o hanenin hakikaten
bir gönül evi,gönül kapısı,bir çakut mabedi olduğuna
şahit olacaklardır.
    Çakut'un yuvası,KAÇGEL evinin GÖNÜL KAPISI'nda
buluşmak umuduyla...
 
İşte şurda bir ev,bizim evimiz
Mutlu yaşıyoruz orada hepimiz
Gönülden bağlıyız birbirimize
Yıllardır kopmayan kardeşleriz biz.
                                     Hoşçakalın...
A.Z.K
21.10.09
 
                         
                          CEBİMDEKİ HÜZÜNLER

  
Söylenmiş güzel sözleri,şiirleri ve edebi yazıları
herkes gibi bende çok severim.Hele bu gibi yazıları
KAÇGEL'in duvarlarına asmak varsa duygularımda
bu sevgi daha da artıyor,böyle yazıları edinmem de
o derece yoğunlaşıyor.
   Geçenlerde el çantamı karıştırırken gizli bir bölümde
unuttuğum birkaç parça kağıda rastladım.
   Ne zamandan kaldıklarını,ne zaman oraya koyduğumu,
kimden,nerede aldığımı kesinlikle hatırlamıyorum.
Zannedersem bir kaç yıllık unutma bu.Tesadüfen
bulmasaydım,belki de bir süre daha o yazıları bu sayfalarda
göremeyecek,okuyamayacaktınız.
   Bir yandan bende sevindim bu güzel yazıları sizlerle
paylaşacağım diye.
   İlk yazıyı,ekip üyelerinden titrek Mehmet Kamber'e
ithaf ediyorum.O iyi bilir o sözün manasını;
 
     ''Dinlenmek için gittiği tatilden yorgun dönen yegane
millet biziz vesselam.''
 
     ''Dün zaten yaşanmış,gelecekten hiç korkmuyorum,
bugünü ise seviyorum.''  Fisher Vardis
 
    Bu sözlerden bu yazılanlardan ibret alalım diyor ve...
 
     '' Sanmaki dert sadece sende var.
       Sendeki derdi nimet sayanlar da var.''
 
     ''Derdimi dinledim,derdimden iğrendim
      Onun derdini gördüm,derdime imrendim.''
 
    Şimdi de şu şiire bir göz atalım...
    Her insanın içerisinde birşeyler bulacağı gibi,
benimde bu yıl ki yayla sezonunu dile getirircesine
yazılmış bir şiir.
    Hüsamettin OLGUN'un şiiri..
 
                   YORGUN
 
    Bu seferki hüznüm sıradan değil
    Sevgisiz mevsimin kırgınıyım ben
    İçimdeki mutluluk sevdadan değil
    Ümidin çileye vurgunuyum ben
 
    Düşüncem kederden tasadan değil
    Kalmayan dostluğun dargınıyım ben
    Takatsiz oluşum hummadan değil
    Erdem savaşının yorgunuyum ben
 
       Bu vesile ile de bayramınızı kutlar,
    sağlık dolu nice bayramlar dilerim.
 
                             Hoşçakalın...
 
A.Z.K
19.09.09


                            
                  ESKİYE ÖZLEM

 
            Merhaba Dostlar,
  Sağlıklı,sıhhatlı,bol yağmurlu,sisli,çiseli
ve karlı soğuk bir sezon daha yaşayarak
yayladan dönmüş bulunuyorum.Ne yazık ki
her dönüşüm bir evvelkini aratıyor.Bu yılki
havaların bozukluğu gibi yaylamız ve de
yaylalarımız artık eskisi gibi sıcak değil soğuk.
Yaylalar YAZLIK gibi kullanılıyor.Tatil yeri
durumunda.
  Hayvan yok,horan yok,tulum yok,türkü,
silah,vartovor yok.O yok bu yok ama birşey
var.Eski örf adetlerle yeni çağ yeni yaşam
arasında büyük fark var.İnsanoğlu teknoloji
ve gelişmelere yenik düşüyor ve bu böyle
olacaktır sanırım.
  Yaylaların bu halini dile getiren Rüstem
arkadaşımın şiiriyle sizleri başbaşa bırakıyorum.
  Şairimin de diline yüreğine sağlık.Ancak bu
kadar ifade edilebilir zamanımızdaki yayla
halleri...
               Sağlıklı güzel günlere..
               Selam sevgiler daimidir.
 
                           A.Z.K
 
                         30.08.09

 
 
               YAYLA HASRETİ
 
  Yaylaların düzünde gezmiyor kuzu
  Yıkıldı yaylalar kalmadı tuzu
  Bu yıl çok kar yağdı erimez buzu
  Yaylanın derdi de bundan Hemşinli
 
  Koyun beslenmiyor kuzu melemez
  Yaz gelir yaylada öküz bağırmaz
  Yaylaların düzü evden geçilmez
  Düzlerin derdi de bundan Hemşinli
 
  Bahçelerden kalktı kara sabanı
  Yaylaları sarmış kötü yabanı
  Çok sığırlar yemiş yayla kabanı
  Çobanın derdi de bundan Hemşinli
 
  Çayırı çok,çimeni çok,biçen yok
  Ağaç budarmaya delikanlı yok
  Baklavayı,muhlamayı yiyen yok
  Sofrayı kurmuşta bekler Hemşinli
 
  Biçilmiyor orman oldu ısırlık
  Yemek için bulunmuyor mısırlık
  Evleri köyleri belki asırlık
  Köyünü terketmiş ağlar Hemşinli
 
  Hep bir yana mezarların başları
  Çoklarının kayıp olmuş taşları
  Geride kalanın akar yaşları
  Mezarın da dua bekler Hemşinli
 
  Aşık Rüstem methediyor kendini
  Ölmedikçe susturamam dilimi
  Nasıl sarmalayım ben bu gelini
  Yaylalar yaylası senindir Hemşinli.
 
                        Rüstemin
                    Rüstem GÜNEŞ
 
              Yukarki Vice
                   

                        
                      SEZON FİNALİ

                     
      Hemen hemen her yazımda dile getiriyorum
dağlara olan sevdamızı.Bu nedenle okurlardan
bazıları bu sevdayı abartı olarak algılayabilirler.
Ama bilmezler ki bir ben sevdalı değilim.
      Belki de o dağların eteğinden bile geçmeyen,
yalnız hayal ürünü olarak dile getiren yazar
Erdal Demirkıran'a ne demeli.Nasıl da yazmış
o satırları.Sanki bizim ruh ikimiz.Sanki içimden
geliyor ve hislerime bu kadar tercüman...
 
      ''Adam dediğin benim gibi olur'' adlı eserinin
arka kapak notunda dile getirdiği anlatıma bir göz
atalım.O zaman beni ve bizi belki biraz daha anlarlar.
 
       ''Herkesin kendine göre bir dağı vardır ve herkes
kendi dağında yaşar mevsimleri.Şimdi çık kendi dağına,
ayakkabılarını çıkar ve koş.O dağ sadece senin.Ayağını
basmadığın hiçbir yer kalmasın.Her yerini ezbere bil bu
dağın.Gururla dolaş.Adımların hep büyük olsun.Büyük yaşa!
Hiçbir zaman korkutmasın ölüm seni ve daima emin ol;sen
ölmeden kimse gelmeyecek senin dağına.Ölünce gelecekler
ve:''Burada koca yürekli bir dağcı yaşardı.'' diye yazacaklar
senin zirvelerine;ama bu senin umurunda bile olmayacak.
Sen zaten senelerce koca bir dağcı olduğunu bilerek yaşamıştın.''
 
       Ne güzelde yazmış,yüreğine sağlık.Benimde dağlarıma
kavuşmama az bir süre kaldı.Bu demektir ki sizlerden biraz uzak
kalacağım.Yani yayla sezonu sonuna kadar yazamayacağım
demektir bu.
       Dönüşümde tekrar yazabilmek umudu ve dileğiyle...
 
              Hoşçakalın ve sevgiyle kalın...
A.Z.K
 
23.06.09

                              -
                       DAĞLARDAN AYRILIŞ...

 
    Gidişimiz,Sessiz Gemi şiirinin nağmeleri arasında oldu.Sessizce
gittik.Ama sessizce gelmedik.
    Gelişimiz muhteşem oldu.Bu muhteşemliğe doğa harikası kar
yağışı damgasını vurdu.Mayıs ayının son haftasında altı gün kar
yağar mı? Yağdı işte..Ve biz bu karla birleştik,boğuştuk,seviştik.
Her tanesinde kendimizi bulduk.Her tanesi bize arkadaş oldu.
Onlarla konuştuk,dertleştik.Tüm sıkıntılarımızı,stresimizi bezgin
düşüncelerimizi onlara yükledik.Ve bir kuş gibi yuvaya döndük.
Döndük ama içimizden gelen bir ses bakın ne diyor;
 
                Aslıma karışıp toprak olunca
                Çiçek olur mezarımı süslerim
                Dağlar yeşil giyer,bulutlar ağlar
                Gökyüzünde dalgalanır seslerim...
 
     Dedim ya biz geldik ama avazımız,sesimiz şu anda geldiğimiz
dağlarda,gökyüzünde dalgalanmakta,bizleri aramaktadır.
     Allah nasip ederse,ben tekrar kısa bir zaman sonra dönüp
o seslere kavuşmanın hayalini,heyecanını yaşarken,gidemeyecek
olanlarında üzüntülerine ortak olmak isterim.
     Ortaklığımızın ömür boyu sürmesi dileğiyle..
     Herkese kucak dolusu sağlık,sevgi...
                        Hoşçakalın...
 
                                              A.Z.K
 
                                            06.06.09

                     

                                      YOLCULAR

    Yolculuğumuzun yaklaştığı şu günlerde,ünlü şairimiz
Yahya Kemal Beyatlı'nın ''Sessiz Gemi'' şiirindeki dizelerini
düşündüm de sevindim.Şükürler olsun ki meçhule değil de,
Allah izin verirse özgürlüğe,doğaya ve dağlara gidiyoruz.
    Evet..Şairin dediği gibi:
 
          ''Artık demir almak günü gelmişse zamandan
           Meçhule giden bir gemi kalkar bu limandan''
 
    Bizde yolcuyuz,bizde gidiyoruz.Ama o şiirde anlatılanın
tersine mutluluğa gidiyoruz.
    Ve bizimde,yani ÇAKUT ekibinin 23 Mayıs'ta demir almak
zamanı gelmiştir.Gemimiz Ünye ve Ordu'dan yolcularını alarak
huzura doğru yelken açacaktır.
    O hüzünlü şiiri bu denli huzurlu bir şekile çevirip,o duyguyu
yaşamakta bir başka keyif veriyor insana doğrusu.
    Şair şiirde:
 
           ''Bir çok gidenin her biri memnun ki yerinden,
            Bir çok seneler geçti dönen yok seferinden''  diyor.
        
     Biz 15 yıldır gidip dönüyoruz.İnşallah bu yıl da dönmeyi nasip
eder Rabbim.
    Nedense bu sene bizimde pek sesimiz çıkmadı.Diğer yıllarda
gidişimize tellal bağırtmadığımız kalırdı.
    Demek ki taşlar yavaş yavaş oturuyor yerine.Bende bu vesile
ile bir soluk alıp,kalemimi masanın üstüne bırakayım diyorum ve..
    Sizlere sağlıklı bir yaşam diliyorum.
    Hoşçakalın şimdilik...
 
                                             A.Z.K 
                                           12.5.09
 
 
     **   Yaşlı bir göz
            Sallanan bir mendil
            Bir düdük sesi
            İşte gurbet
            Ve ötesi...


                               
                       Değerli Dostlarım,

                         
   Biliyorum yine yazmaya geç kaldım.Ama bu peynir
ekmek değil ki..Birşeyler oluşacak ki birşeyler yazılsın.
   Hem yavaş yavaş heyecan da başladı..Tacizlikte.. Şafak 23...
   Şimdi gel de yazma,amatörce şiirimde bahsettiğim o doğayı,
o dağları,o gökyüzünü,o özgürlüğü gel de yazma.Yazıyorum
çünkü 23 gün sonra o şiirdeki yerlere gidiyoruz ve yazdıklarım
satırlarda kalmayacak,esas olacak ve bende o esasın içerisinde
figüran.Bir bilseniz o güzelliği,o tadı...
   Umudum bir gün o güzellikleri ve o özellikleri hep beraber yaşar,
görürüz.
            Bu umutla selam sevgiler...
 
                                                    2.5.09   
                       BİR GECENİN BİTİMİ
 
         Uzaklarda bir köpek ulur uzun uzun
         Serin dağlardan gelen
         Rüzgarın hışırtılı sesi
         Sabah duasını yapan kuşların
         Cıvıltısına karışır.
         Toprak nemli,evren sessiz
         Yeni ağaran gün..geniş
         Gönlüm gibi...
         Ben kaçıncı hayalimdeyim bilemem
         Bakır rengine bürünmüş ufuk ve
         Yerle gök arasında noktalaşan ben.
         Bir eğreltinin şebnemleşmiş yüzünü görürüm
         Kırağı tutmuş otlar
         Gelecekteki günlerime benzeyen
         Gök boşluğu..derin ve anlamsız
         İçimin hazla ürperdiğini duyarım.
         Tabiat anadan sonra sensin benim durağım.
         Bilirim ki,
         Sende var olup,sende son bulacağım,
         Gecenin şafakla beraber son bulduğu gibi...
 
                                    A.Z.K   1.8.1973


                             
                     GEÇMİŞTEN GÜNÜMÜZE

 
               Son yazımla yeni yazım arasında epeyi zaman oldu.
  O tarihle bu tarih arasında tam bir ay.Ne çabuk geçmiş..
  Sular seller gibi,bir anda ve hemen.''Köprünün altından çok
  sular geçti'' derler.Tabi bu zaman zarfında bizim köprünün
  altında da çok sular geçti.Şimdi onları açmama gerek yok.
  Sular kurudu,duruldu bende yazıyorum.Ne güzel yazmak...
               Geçen gün arkadaşım Ersin ALTAY bir mail göndermiş.
  Çok beğendim.Bende bazı arkadaşlarıma ilettim.Mailde bazı
  şairlerin şiirleri var.Hele Nazım Hikmet'in bir şiiri var ki,sanki
  benim için,bizim için,benim ve ekibimin hissettikleri,özlemleri,
  yolculukları içerisinde bulunduğumuz o atmosferi anlatıyor.
  Rahmetli sanki bizimle yaşamışta bu yaşadıklarını o şiirinde
  dile getiriyor.Benim şaşırdığım;o kuşak ile bizim kuşağın
  ortak noktalarını ta o zamanda nasıl vurguladığı..Günümüze
  uyarladığı,benzettiği nasıl yazdığıdır.Sanki içimden geliyor.
               Şiiri sizde okuduğunuz zaman bizim (yalnız yaylada
  ve vana açma-kapamada) geçen yaşantımıza uygunluğunu
  hayretle göreceksiniz.
                                         Güzel Günlere...
 
                                             A.Z.K
 
                                           20.03.09
   
                        YOL TÜRKÜSÜ
 
              Alnımızda yanar gençliğin tacı
              Yorgunluğun anasını satarız
              Elimizde neşemizin kırbacı
              Ufukları önümüze katarız.
 
              Göğsümüz kuvvetli;Gönlümüz temiz
              Tükenmez yolları,tüketiriz biz
              Ne saray,ne hamam,ne han isteriz
              Nerde gün batarsa,orda yatarız.
 
              Sabah burdaysak,akşam ordayız
              Günlerin peşinde bir hovardayız
              Bazı mısra gibi dudaklardayız
              Bazı ''kimsin'' diye soran bulunmaz.
 
              Hey anam hey yolcu yolunda gerek,
              Bazı altımızda kuştüyü döşek
              Bazı örtünecek yorgan bulunmaz...
 
                                     N.H.R
 
                                 1902-1963


                            
                            
                        UNUTMA BENİ
 
  Başlık cümlesinin bir çiçek adı olduğunu pek azımız biliriz sanırım.
  Evet ''unutma beni'' bir çiçek adıdır ve hikayeside şöyledir;
  İki aşık karlarda,bayırlarda gezerek mutluluklarını paylaşa paylaşa
  bir tepenin,bir uçurumun kenarından geçiyorlarmış.Aşıklardan kız olan
  uçurumun kenarında bir çiçek görür.Çiçek çok güzel.İlla ki koparmak,
  almak ister.Erkek arkadaşı:'' Orası tehlikeli,düşersin diye uyarır.''
  Kız bunlara aldırmadan çiçeği uçurumun kenarından almaya çalışır.
  Bu arada ayağı kayar,tam yuvarlanırken erkek onu elinden tutar,
  tutar ama onu yukarı çekmeye gücü yetmez.Kızında gücü tükenir.
  Artık kurtuluş yoktur.Sevdiği erkeğin gözlerine bakarak ''unutma beni''
  der ve elleri birbirinden ayrılır.Kız uçuruma düşer ve ölür.
  İşte bu olaydan sonra bu çiçeğin adı ''unutma beni'' olarak kalır.
  Değerli Dostlarım bizde birbirimizi unutmayalım.Bir ses,bir nefes
  misali bir alo,bir kart,bir mektup ve bir selam yeterli...
       Bu hususta büyük ozan Aşık Veysel sazı için ne demiş;
                    
                     Sen petek misali,bende bir arı
                     Uğraşır beraber yapardık balı
                     Ben bir insanoğlu,sen bir dut dalı
                     Ben atamı,sen ustanı unutma.
 
       Unutulmamak dileğiyle...
 
                                                   A.Z.K
 
                                               22.02.2009


                           
                     HÜZÜNLÜ SEVGİLİ

 
           Bir sevgililer günü daha geçti.Her önemli günün ardından
o gün için yorumlar yapılır,yazılar yazılır,o önemli gün için
gerekli açıklamalarda bulunulduğunu hepimiz biliriz.
           Şimdi de o gün yani sevgililer günü için bir şeyler yazacağımı
düşünenler yanılıyorlar malesef.Bu yazımda sevgililer günü için
değil,sevgili bir dost,bir arkadaş,öğrencilerin ve Ordu'nun
sevgilisi olan kırküç yaşında kaybettiğimiz;yazar,şair,ozan ve
ebebiyatçı bir dostumdan,sevgili Vedat GÜLER'den bahsetmek
istiyorum.
           Yüz metre koşu birincisi,futbolcunun çevik ve akıllı olanı,
Ordu kayalık yüzme şampiyonu,kışın kısa kol gömlek tek ceketle
gezen,sigara-alkol kullanmayan,sevecen güleryüzlü,tıknaz,
kara kaş kara göz bir ebebiyat öğretmeni olan ve kalp kapakcığı
rahatsızlığı sonucu bizden ayrılan Vedat GÜLER'in dostları ve
arkadaşları için yazmış olduğu şiirini de sizlerle paylaşmak istedim.
           Çok değerli bir insandı.Onu seviyoruz ve özlüyoruz.Ruhu
şadolsun,mekanı cennet olsun sevgili dostumuzun...
            Sevgi ve sağlıklı günlere...
 
                                                    A.Z.K  
 
                                                  15.02.09
 
 
                DOSTLARA DEYİŞ
 
          Usul usul olsun ölümüm
          Usul usul olsun ölümüm bu akşam.
          Şöyle hep yanımda olsun dostlarım
          Bir yanımda UĞUR,
          Efkarlı mı efkarlı
          Bir elinde bafra sigarası
          Bir elinde rakı,
          Leylim leylim türküler dudaklarında ENGİN'in
          Hafiften şiirler okusun İLKER gardaşım.
          Hiç bitmesin plakdaki kadın sesi
          Ve bu akşam hatırım için ERSİN,
          Rafa kaldırsın aşk hikayelerini.
          Usul usul olsun ölümüm bu akşam.
          Hep çocukluğumu anlatsın FETİN.
          Ağla desem ağlar ATIF biliyorum,
          Öl desem (Aha canım kurban) der.
          Bir tarafımda demlensin VAROL.
          Bir tarafım İHSAN olsun hep dost gülüşlü.
          Bu akşam nişanlısına gitmesin SALİH.
          Oylum oylum havalarında oyulduğum,
          Türküler okusun İBO.
          HÜSEYİN toplasın gökyüzünden yıldızları.
          Ve bu akşam tüm dostlarım benim için
          Benim için kaldırsınlar kadehlerini...
 
                                    6/6/1977
 
                                 VEDAT GÜLER
 


                      
                  Sevgili Dostlar,

         ''Geçmiş zaman olur ki,hayali cihan değer.''cümlesinden hareketle,
biraz gerilere gidip eski mektuplardan,eski resimlerden ve eski yaşanmışlardan
söz etmek istiyorum.
          Muhakkak hepimizin olmasa bile çoğumuzun başından geçmiştir.
Yıllarca unutulmuş,bir köşede küf tutmuş bir mektup,bir resim,bir not
bulduğumuzda onu okur,hislenir,dertlenir,belki de gözümüz dolar..tekrar o günlere o anlara gitmek isteriz ama heyhat imkanımız yok dönmeye..
          Bu nedenle eski bir resim,mektup,not,hatıra gibi şeyler insanın
hayatında büyük önem taşır sanırım.Onlara kıymet verilir,itina ile korunur.Onlar o günlerin nişanesi gibi sırrı gibidirler.
           İşte bende böyle bir haletiruhiye içersinde iken yazmışım aşağıdaki şiirimi.Şiir defterimi karıştırırken gözüme ilişti ve bende sizlerle paylaşmak istedim bu amatörce dile getirdiğim duygularımı..
 
                                                 
  Saygı ve Sevgiler...
 
              06.02.09           
 
                          UNUTULMUYOR
 
      Yalnız kaldığın zaman kafana hiç taktın mı
      Geçmişi düşünüpte bir sigara yaktın mı
      Hatıralar canlanır insanın benliğinde
      Toz tutmuş albümlerde resimlere baktın mı
 
      Nedendir nasıl bilmem hüzün verir resimler
      Resimler kaybolsa da unutulmaz isimler
      Hep doğada kabahat her zaman gidilmiyor
      Ömür boyu gitsekte değişmiyor cisimler
 
      Zamanla unutulur geçmişteki değerler
      Zaman olur anılır bir dünyaya değerler
      Arkadaşlık dostluklar yaylada yolculuklar
      Sanki kopmuş yürekten sanki cana değerler
 
      Bir gün gidip yaylaya çıkarsam o dağlara
      Yüksekten bakacağım yeşillenmiş bağlara
      Ha bu fani dünyadan ne zaman göç edersem
      O zaman dua bana selam olsun sağlara
 
                                    20.04.1999       A.Z.K
 
                     
                   Sevgili arkadaşlarım,

         Son haftalarda hatta son günlerde sitedeki son yazılarda İLK'lerden bahsedildiği
görülmektedir.Bende bu ilk'lerden esinlenerek ilk Amlakit yaylasına gidişimi anlatacağım.
         Sene 67-68..Vartevor .Nasıl olmuşsa arkadaşım olarak Koropi Ersin ALTAY var.
Onlarda misafir olup kalacağım için onunla yola çıktım.
         Ersin;amcası Ahmet ALTAY'dan emanet almış olduğu Beretta marka tabancası için
Ordu'da yüz adet mermi doldurtmuş ve hazırlamış.Vartevor boyu atacak.Yeri geldi mi bir kaç elde ben
atacağım.Böylece düştük yollara..Vankun yokuşu,paşortinin düzü,kaler,pelaz derken evlerin
gerisi..Vartevorcu kalabalık,tulum,türkü derken silah atma başladı.Karşı vanaktan kahve
tarafından bir donanmadır gidiyor.Ersin heyacanlı,jarjör doldurup boşaltıyor.''Oro bir iki tane
de ben atayım''diyorum beni duymuyor.''mermi bitiyor,daha mermi yok,atacak günler çok''
diyorum dinlemiyor.Haşlağa tutulmuş habire atıyor.Tabi mermi ata ata,yollar gide gide biter
misali yarım saatte yüz mermi yandı.Ersin de boş tabancayı vartevor dönüşüne kadar belinde
taşıdı.Mermilerin bitişine sonradan çok pişman oldu ama iş işten geçmişti.
      Amlakiti ilk tanımam böyle yoğun duygularla başladı ve halen de devam ediyor.
Halen de çözemedim Amlakitin dağının,tepesinin,deresinin sırrını..
       Anlaşılan bu gizem bir benim için değil,benim gibi yayla sevdalıları için de ömür
boyu devam edip gidecektir sanırım.
                                         Bu duygularla selamlıyorum hepinizi...
 
             A.Z.K.
 
 
            ***İnsan  gençliğinde öğrenir,ihtiyarlığında anlar.
                                                  Eschenbach
 
            ***Kimse görmek istemeyenler kadar kör değildir.
                                                Swift


                           
                         O YILLAR

 
                  
              Yıl 1977 Temmuz 19.Otuz yıl sürecek yaşam savaşımın ilk günü.
   Ve ben bu ilk günde Devlet memuru olarak Ünye'de masamın başındayım.
              Tüm anılarımı Ordu'da bırakarak,yeni bir hayata yelken açmış
   durumdayım.Anılar denildimi kısa bir vurgulama ile geçiştiriliyor bu kelime.
   Lakin bu kelimenin içinde neler gizli.Ana-baba,kardeş,arkadaş,sevgi,sevda,
   neşe,hüzün vs. uzar gider.
              Masa başında;yenisin,yalnızsın,acemisin,kimsesizsin,şaşkınsın,
   hasretsin...Alışkanlıklardan arınmanın zorluğunu yaşıyorsun.Herşey sana
   yabancı,yatamıyor,yiyemiyorsun.Sılaya yakınsın ama gidemiyorsun.
   İşte bu haletiruhiye,bu hasret,bu çıkmaz ve bu sıkıntılı günlerimde beni biraz olsun rahatlatan ve ta o günlerde sevdiğim sevgili eşime yazmış olduğum şiirimi sizlerle paylaşmak istedim.
              Hayret.. İnsanoğlu!Bu satırları yazarken sanki o günleri yaşıyorum.
   Kalemimi bıraktığım an yine mevcut dünyama dönüyorum.Dedim ya insanoğlu..
   
 
                                SENSİZ ''S'' LER
 
                         Sıkıntılar denizinde boğuluyorum,
                         Sensiz bu kentte.
                         Seni özlüyorum haftalar boyu
                         Sensizlik dert bende.
                         Sonu yok bu sevdanın sanki
                         Solmaya mahkum çiçekler gibi
                         Saymadım kaç günüm geçti
                         Sokaklarda perişan deli gibi..
                         Son olmalıdır bu bekleyiş
                         Sabrım tükenecek biteceğim.
                         Savrulacak bedenim göklere
                         Sonsuza dek gideceğim...
 
               Otuz yıl savaşları bitti ve ben bu yaşam savaşından muzaffer olarak çıkmış sayıyorum kendimi.Fakat savaş bitmiyor.Şimdi manevi savaşa hazırlık başlıyor.
               Hayat kavganızda hep muzaffer olmanız dileğiyle...
 
                                           A.Z.K 
 
                                           26.01.09


                         
                        ANILAR

     Bir arkadaş "kavruna hoş geldiniz"sitesini ziyaret ettikten sonra yorumunda diyorki"Bu siteyi ziyaret ettikten sonra bilgisayarı daha çok sevmeye başladım " o arkadaştan değilse bu siteyi kura ibiliden allah razı olsun
      Geçen akşam sitede gezinirken yıllardır beraber olduğum fakat böyle bir videosunu görmediğim çok değerli bir dostumu izledim. Gözlerim doldu.Eski günler,anılar tazelendi içimden yavaş yavaş acımı küllemeye başlamışken bu video ile yeniden hüzünlendim.
        Seyretsen bir türlü seyretmesen bir türlü beni bu kadar yürekten yaralayan arkadaşım,kardeşim,yaylamızın hizmetkarı,yaylamızın gülü çiçeği ÇAKUT ekibinin özel dostu Haydar yağcı kardeşimizdi.
        Kamera ile çekenede allah razı olsun yakından net ve kendisine özel bir çekim ( gidi eski günlerim bölümünde mutlu günlerimizde adem esen düğünde seyredebilirsiniz)
        Rahmetli ile çakut ekibi için aşağı kavrun yaylasına odun etmeye gitmiştik.Bizler ilk defa bu iş için gittiğimizden  kendi isimlerimizle bağırıp çağırıyorduk.Oda bize bağırarak isim vermeyin ormancılar duyar sonra fena olur diyerek azarlamış bundan sonra birbirinize Şaban ali diye bağıracaksınız demişti.
        O günden sonra tüm gizli işlerimizde takma adımız şaban ali olmuştu.Şaban ali kimdir henüz onu tanımadık.Keyifli bir şekilde odunubuzu ettik. Şarkılarla türkülerle kaç gelin yolunu tutmuştuk selam olsun o günlere 
        Şimdi gelde her zaman zor anlarda yanında olan bu adamı görme ne garip iyiki böyle bir dostumuz varmış onu özledik.
        tüm böyle ebediyete intikal etmiş dostlarımızın ruhu şad sizinde varlığınız daimi olsun dileklerimle
                                           A. Z. K
                                          18.01.09

           ***Bir nar ağacı var,bir de dar ağacı,
              Namerde nar düşer,merde dar ağacı.
 
                                            Akif Samed

                        
                    YALAN DÜNYA 
 
          (Dünya yalan değil,insanlar yalan)
 
          2004 yılında her zaman ki gibi ekibimle vana kapatma sezonunda
   Kavrun yaylasındayız.Rutin günlerimizden birini yaşıyoruz.Öğleden sonraki
   yemek için hazırlıklar tamamlanmış,sofra kurulmuş,herkes sofraya bir an
   önce oturmak için sabırsızlanıyor.Tam bu sırada dört kişi misafir geldi.
   Konuştuk,tanıştık.İçlerinden birinin lakap adı dikkatimi çekti.Bizim lakaplarımızın
   da Türkçe anlamlı olmasına rağmen bu arkadaşın lakabı ALEKS,yani bu
   arkadaşımıza ALEKS AHMET diyorlar.Elli civarı yaşlarında..Yüzünde derin
   bir yara izi olan..Kalender,oturaklı bir dost.Yedik içtik ayrıldık.Çekilen
   fotoğrafları sonradan kendisine ilettik.
          O tarihten bu yana görüşemedik.Ta o zaman yeniden yaşama
   döndüğünü,bize de;özgürce yaşamanın tadını çıkartmamızı söylemişti.
   Çünkü o kanseri yenmişti.
          Geçen akşam çok sevdiğim kardeşim Hüseyin ALBAY'la yaptığım
   telefon görüşmesinde ALEKS'in bu sefer o melun hastalığa yenildiğini,
   bizlere veda ettiğini öğrendim.
          Her zaman ki gibi bu araya söylenmiş bir dörtlüğü yazmadan
   edemeyeceğim.
 
                      Ey gidi yalan Dünya
                      Belli ki yalan imiş
                      Ne kadar yaşasanda
                      Sonunda ölmek varmış...
 
          Öncelikle kardeşim Hüseyin Albay'ın sonra ÇAKUT ekibinin ve sırasıyla
   ailesinin,dostlarının başı sağolsun der,merhuma Allah'tan rahmet dilerim.
 
                                     Sağlık dolu günlere...
 
                                    15.01.09   A.Z.K
 

                            
                         DÖNÜŞ
 
      1999 yılının güzel bir ilkbaharında (Vana açmada) ekip üyeleriyle
 beraber yaylamızın Çagovit denen yöresine gezi ve içmelerinde piknik
 yapmak üzere günü birlik hareket ettik.Dik yamaçlardan ilerlerken,ekip
 elemanlarından Titrek Mehmet yarı yoldan geri döndü.Dönüş sebebinin
 yorgunluk,tansiyon,baş dönmesi gibi arazların sonucu;yani dağ tutması
 denilen olaydan kaynaklandığını anladık.
         Konuşmalarımız arasında bu arkadaşımızın ayrıca bir isteğininde
 tulum ve Orhan Gencebay şarkılarıyla demlenmek olduğunu öğrendik.
 Sonradan bunu da yaptı.İlkelerinden biri de herşeyin yaylada yapılıp
 kalmasıdır.Yani yayladan ayrıldıktan sonra kötü alışkanlıklar  edinilmeyecek.
 Allah kabul etsin namaz niyaz... Derken nasıl olduysa dönüşte Ayder'de takıldık bir muhabbete.Titrekte tık yok.Biz teklif ediyoruz falan kesinlikle yokum diyor.
 Aradan bir saat geçti,daha dayanamadı o da başladı yemeye içmeye..
    İşte bu olaylar benim bir kaç satır şiir yazmama,Titrek Mehmet'i
 de hicivli bir dille ele almama neden oldu.
 
                     -DÖNÜŞ-
 
            Mehmedum bu yıl sana
            Nazar mı değdi gözden
            Hem Çagovitten döndün
            Hem de verdiğin sözden
 
            Tek isteğin var idi
            Gencebay ile tulum
            Tanrı bile şaşırdı
            Ne yapıyor bu kulum
 
            Yarınlar önümüzde
            Geride kaldı dünler
            Herşeye rağmen yine
            Güzel idi o günler.
 
 
         Evet,o güzel günlere tekrar kavuşmak ve her yayla sevdalısının
 böyle güzel günler yaşamasını temenni eder,o yayla sevdasının yüreğimizden
 hiç eksilmemesini umut ederim.
         En derin sevgi ve saygılarımla.
 
                                            Atıf Zafer KANBER
 
                                                 10.01.09


                               
                            Yıllar...

               Takvimden bir yaprak daha düştü.Ömrümüzden eksilen 
   bir yıl gibi.Acısıyla tatlısıyla,kötüsüyle güzeliyle bir yıl daha geçirdik. 
               Yani kısacası geçen yılı şutladık,gelen yılı kutladık.Bu yıllar
   insanlardan çok şey götürür, insanlara çok şey getirir.
               Kotençurlu Apo'mun dediği gibi;2008 benim için de acılı ve 
   üzüntülü geçti.O biricik Ana'sını,ben biricik dostumu Haydar'ımı
   kaybettik.Buna bağlı olarak maddi-manevi-uhrevi kayıplarımız da
   sayılabilir.Bizim hanemizde kayıpların çoğunlukla olmasına rağmen,
   Ersin ALTAY'ın siteye gönderdiği şiirde vurgulandığı gibi tek kazancımız
   SAĞLIĞIMIZ...O da bize yeter sanırım.Hep kötümser düşünmeyelim.
   Kazananlar da var tabii..Para kazananlar,ikramiye kazananlar,itibar
   kazananlar,dost kazananlar ve daha yüzlercesini kazananlar.
   Bu yıl böyle oldu.Gelen ve gelecek yıllar inşallah bize de birşeyler
   kazandırır.Zaten ben şimdiden birşeyler kazanmış sayılırım.Şöyle ki;
   yılbaşı benim ve ekibim için yolun yarısı sayılır.Yani Vana kapama ile
   Vana açma sezonu arasındaki ayların ortası.Artık yukarı değil aşağı
   sayım başladı.Aşağı yukarı dedim de aklıma geldi bir dörtlük:
 
               Baş yukarı gidemem,
               Baş aşağıdır yolum
               Hiçbir şeyin tadı yok
               Madem ki vardır ölüm...
 
   derken geçmiş yılları gözden bir geçirip,bulunan hataları yeni ve gelecek
   yıllara taşımamaktır esas olan sanırım.
               Geçmişi hatıralarımızda,anılarımızda bırakıp,yeni ve gelecek yıllarda
   sağlıklı,huzurlu ve barış dolu günlere ulaşmamız umut ve dileğiyle;
                                        Hoşçakalın derim.
 
                                                    05.01.09
 
                                                     A.Z.K

                          
                               Tesadüfün böylesi,

        Dörtlük bir şiir aklımda.Kim yazmış,ne zaman yazmış bilmiyorum.
 Ne zaman bulmuşum,ne zaman okumuş saklamışım bilmiyorum.
 Bildiğim birşey varsa,yazımın başlığına uymasıdır.Daha evvel ki
 yazılarımda da bu şiiri yazmıştım galiba.
 
           Şair diyor ki;
 
       Geçmiş zaman gelse birgün aniden
       Kaybolsa saçımı dolduran aklar
       Kırk yıl öncesine dönsem yeniden
       O şehir,o gençlik ve o sokaklar...
 
         Bu şiiri her okuyuşumda duygulanır,içim burkulur ve yetmişli
 yılların Ordu sokakları gelir aklıma.İşte böyle duygulu bir anımda
 bir telefon konuşması yaptım Kasım 2008'de.
         Yetmişli yıllarda,daha doğrusu 1970 yılında Koropi Engin Altay,
 Ordu-Akkuş-Gökçebayır köyünde öğretmen.Bende üniversiteye
 girememiş,bir yıl beklemedeyim.Milli Eğitim'den İhsan Kaymaz
 işimi yaptı,beni yedek öğretmen olarak Engin'in yanına gönderdi.
 1970 demiştik seneyi..
         Sonra yıllar geçti,o öğretmenlikten ben memurluktan emekli olduk.
 Yukarıda bahsettiğim telefon görüşmesinde,Engin bana ne diyor
 biliyormusunuz;Kızımın tayini Akkuş'a çıktı,müsaitsen beraber götürüp,
 bir zamanlar teslim olduğumuz yere kızımı teslim edelim.
         Yaa efendiler,hemen hemen kırk yıl sonra babasının görev yaptığı
 bir yere bu sefer kızı görevlendiriliyor.Kadere bakın..
          İşte size tesadüfün böylesi...        
         Hayatımız hep böyle güzel tesadüflerle geçsin dileğiyle,hoşçakalın
 diyorum ve yeni yılınızı bir kez daha kutluyorum.
 
                                      29.12.08
 
                                                            A.Z.K
 
                        
                         Yeniden Merhaba,

 
      Vana açma,yayla zamanı,vana kapama derken günleri haftaları
 devirdik en son görüşürüz dediğimiz şu ana geldik.Yaşayan görürmüş
 misali yine yazmaya başladım.Yazmak dediğim belli bir konu yok.
 Ordan burdan,dağdan taştan misali.
      Günler uzamaya,geceler kısalmaya başladı ama biz yine de alışkanlık
 nedeniyle ''Kışın uzun gecelerinde'' diye başlarız.
İşte bende böyle bir gece de yeniden birşeyler yazmak umuduyla
 yeniden merhaba diyorum
 sizlere.
      Daha evvel ki yazılarımda da belirtiğim gibi ağırlık doğa'dan yana.
 Nasıl olmasın ki! Nasıl unutulur,nasıl hatırlanmaz o sis,o dere,o çiçek,
 o özgürlük ve o soluk...
      Vana açma 20 Mayıs 2008 çok güzel;yayla zamanı 20 Haziran-
 20 Eylül 2008 acılarla,tatlılarla,kavgalarla ve yağmurlarla;vana kapama
 24 Ekim 2008 hüzünlü (kötü demiyorum) geçti..İbili'nin yokluğu...
      Ve şimdi 20 Mayıs 2009 tarihine kadar bekleyeceğiz.(Oyiç)
 Dedim ya yaşayan görür.Yaşamak dedim de aklıma geldi;
 
                    Yaşamak bir ağaç gibi tek ve hür
                    Ve bir orman gibi kardeşcesine...
 
    olmalı diyorum ve yeni yıla gireceğimiz bu son günlerde sizlere
 sağlıklı nice mutlu yıllar dilerken selam ve sevgilerimi de göndermeyi
 unutmuyorum.
 
                                            Esenlikler..   A.Z.K
 
                                              27.12.08
 
*** Kusurlarınızı söyleyebilecek arkadaş bulun.
 
*** Mutluluk sorunsuz bir yaşam değil,
         onlarla başa çıkabilme yeteneği demektir. 
 
***İnsanlar çabuk yükselenlere kıymet verirler,
    Halbuki hiçbirşey toz ve tüy kadar çabuk yükselemez.




                        
                          Merhaba Arkadaşlar,

 
        Uzun soluklu bir yaz tatili geçirip,Kavrun yaylasından dönmüş bulunuyorum.
  Dönüşünden sonra yazıma bu kadar ara vermenin nedenleri aşağıda belirtilmiştir.
  Bu nedenle yazmaya dermanım,mecalim,moralim ve isteğim olmadı.Hem de son
  bir gidişimiz daha olacak.Ondan sonra yayla sezonu kapanıyor,kışın uzun günlerinde yazma sezonu başlıyor.
        Dedim ya bazı nedenlerden ötürü;
        İlk defa bu yıl havalar bu denli kötü gitti.Altmış günün elli üç günü çiseli,
  yağmurlu,dumanlı,soğuk.
        İlk defa üç yüz yıldan beri yapılan VARTOVOR şenlikleri yapılmadı.Tulum,türkü,tabanca,yeme içme,horan yok.
        İlk defa acıyı yüreğimde bir kez daha hissettim.Yaylamızın gülü,hizmetkarı,
  değerli dostum kardeşim Çano'lu şoför Haydar Yağcı'nın ölümüyle...
         ''Dostlar biliyorlar ki ben hastayım,
          Bilmiyolar ki ben yastayım''
        İlk defa yayladan indim,mübarek ramazana başladım.İkibinbeşyüz rakım nire sıfır rakım nire...Adaptasyon durumu da göz önüne alınacak olursa bu kadar
  yazmışım o da büyük başarı.
        Daha büyük başarılara inşallah ''VANA KAPAMA'' dan sonra ulaşırız dileğiyle...
        Tüm okurlara saygı ve sevgilerimle beraber sağlık dileklerimi de iletirim.
 
                                                                     23.09.2008
 
                                                          A.Z.K

                             
                    Değerli Arkadaşlar,

         Zannedersem bu sefer ki yaz tatilim biraz uzun olacak.
  Çünkü sizlerden biraz uzun ayrı kalacağım.Ama gitmek mi zor,
  kalmak mı zor?Demek istediğim iki arada bir derede misali,
  zaman geldi su gibi aktı.Yol göründü dağlara..Yıl boyu alışkanlık
  edindiğin yaşantıdan kopuyor,yeni bir yaşantıya ayak atıyorsun.
  Sıfır rakımdan ikibinbeşyüz rakıma çıkıyorsun.Hava da değişiyor,
  su da,ruh da,akıl da velhasıl bütün sistem değişiyor.Gitsen geride
  kalan bir hayat,gitmesen dağda seni bekleyen bir hayat...  
  buyur..

         Tek düze bir yaşamdan yeni teknolojiye,yeni yola,yeni
  alışkanlıklara bir gidiş.Sessizliğe,serinliğe bir gidiş,huzura,özgürlüğe,
  rahata bir gidiş..Fakat geride kalanlara da hüzünlü bir bakış.buyur.
         Nasıl ağlamayayım, nasıl bağarmayayım...
         Sonuçta ''İşte gidiyorum çeşmi siyahım'' misali gidiyorum.
  Kavrun yaylasına gidiyorum. Dağlara,doğaya,dereye,çiçeğe,sessizliğe,
  huzura gidiyorum.
         Bütün aşklar yüreğimde gidiyorum. Bütün dostlar yüreğimde
  gidiyorum. Nasip olur dönünceye kadar herkese hoşçakalın diyorum.
         Sağlıklı Günlere....
                                
                                                      26.06.08
 
                                                     UMUT
 
                   Özgür dağlara sarılmış pembe bulutlar
                   Barış olsun çiçek açsın yeni umutlar
                   Bize hep mutluluk versin gelecek yıllar
                   Sınırsız olsun sevgide bütün hudutlar...
 
                                              11.12.02     A.Z.K


                        
                   Merhaba Dostlar,

          Bir babalar günü daha sessizce ama güzel geçti.
  Günün ilk saatlerinde uzaktan,özlemli bir sesle aranmak,
  baba diye seslenilmek,hatırlanmak güzeldi.Tabi insanı
  hem çok ileriye hem de çok gerilere götürdü.İki üç nesili
  birden düşündüm.Ne çok şeyler yaşanmış.Allaha şükürler
  olsun ki hepsi güzel şeyler..Hayatımızdan kayıp gidenlerin
  acısı hariç..
          Baba olan tüm dostlarımın bu anlamlı gününü kutlar,
  sağlıklı nice mutlu yıllar dilerken,kaybettiğimiz babalarımızı
  rahmetli anıyorum.
 
                                       15.06.2008         A.Z.K

  
 
                      
                             Değerli Dostlar,
  
    Güzel bir günde,muhabbet dolu satırlarımla sizlere tekrar 
  merhaba diyerek yazıma başlamak istiyorum.
     Geçen gün arkadaşımla dolaşırken,bir kahvehanenin önünde,söğüt
  ağaçlarının dalları altında tavla oynayanları gördüm.Kahveyi pek 
  sevmem.Bu sevmeyişimin hem oyun bilmeyişim hem de sigarayı
  sevmeyişimden kaynaklanıyor sanırım.Bu yüzden bir tavlada biz
  istedik dışarıya..Çaylar içildi,oyun bitti,hesap vermek için gayri 
  ihtiyarı kahveye girdik.
    Şaşırdım,bir tuhaf oldum.Birşeyler değişmişti yaşamda..
  Kahveye bir güzellik,bir duruluk,bir netlik,bir huzur gelmişti.
  Bütün bu güzelliklerin nedeni ise sigara içilmediğindenmiş.
  Kahvenin eski o kasvetli havasına girmemek için tavlayı 
  boşuna dışarıya istemişiz.Demek ki sigarasız günler bu kadar
  güzelmiş.O anda beynimde eski hatıralar canlandı.
  Çok eskilere gittim.Bir zamanlar sigara içtiğim günlere
  yirmi iki sene dile kolay.Azap çekmiş ve çektirmişim.
  Şimdi o yirmi iki yılımın yirmi iki saniyesine yanıyor ve
  Koropi Ahmet ALTAY'dan öğrendiğim bir dörtlüğü
  yazıyorum;
 
          '' Ömrüm senin gibi bitti sigaram
            Yirmi iki yılım bir duman oldu
            Bundan sonra bana yaşamak haram
            Külün döküleli çok zaman oldu ''
 
     Evet külünü döktüğüm yirmi üç sene olmuş.Kötüden iyiye geçişimin
  yirmi üçüncü yılı..Sigara içenlere lafım yok.Ama bırakılışındaki 
  güzelliklerianlatmama da imkan yok.O anlatılmaz yaşanır.
  Bırakın yaşayın.
                                      Sağlıklı günlere...
 
                                                 Selam Saygılar
                                 
                                                          A.Z.K

                                   
                   Değerli Arkadaşlar


          Bu yazımda çok değerli bir dostumun uyarılarını göz 
  önüne alarakbu hususta bir kaç kelime yazmak istiyorum.
  Bu değerli arkadaşım,güncelolaylardan da bahsetmemi istiyor.
  Yani siyasetten,spordan,ekonomiden v.s.
  Zaten onları yazan çok insanımız var.Hem <<Her yiğidin 
  yoğurt yeyişi başkadır>> diye bir söz var.Bende doğa ile ilgili
  yazıyor ve bundan haz duyuyorum.
  Hem Edebi yönümde bu hususta ağır basıyor hem de bu tür
  yazıları güncel olarak pek yazanda yok.Ben bu yokluğu 
  nacizane gidermeye çalışıyorum.Kime mi?Yetmiş milyona değil 
  elbette..Dağı,doğayı,yaprağı, yaylayı,dereyi,tepeyi sevenlere 
  adıyorum ve yazıyorum.Bununda bir hobiolarak kabul edilmesini 
  düşünüyorum.Benim kulvarım bu.Benim çok değerliarkadaşım 
  olan Varol CANİK'e bu noktadan sonra kulvar 
  değiştiremeyeceğimi belirtir,biz yaştaki insanları dile 
  getiren İlhan GEÇER'e ait olan bu şiiri dekaleme
  almadan edemeyeceğim.
                       Selam olsun Altmışsekizlilere..
                               ve Tüm Dostlara..
 
 
                YAŞLILIK HÜZÜNLERİ
 
        Terazimin dert kefesi ağır basıyor
        Mizani tutmuyor hesaplarımın
        Rüzgar insafsız yönden esiyor
        Sayfaları yıpranmış kitaplarımın.
 
        Gitgide hızlanıyor ecelin yelkovanı
        Açan çiçek düşen yaprak telaşta
        Arılar yavaş yavaş terkediyor kovanı
        Eski tat kalmamış kaşıkladığım aşta.
 
        Ne bir şey bekliyorum gül sabahlardan
        Ne o bahar rüzgarından teselli
        Sıyrılmak ne mümkün günahlardan
        Zalim fırtınaların kopacağı besbelli.

                  
                 Sevgili dostlarım,

     Çakut ekibi olarak 2008 yılı Vana açma sezonu dediğimiz ve her
 yıl Mayıs ayında yaylamızı ziyaret ederek,zarar ziyan olup olmadığını
 kontrol edip hayırlısı ile döndüğümüzü belirtir,bu vesile ile dostlarıma
 tekrar merhaba diyerek selam ve sevgilerimi iletirim.
     Ekip olarak bu yayla ziyaretimiz onbeş seneden beridir ki 
 sürmektedir.Bu onbeş yılda iyi ve kötü günlerimiz olmadı değil.
 Ama bu seneki hepsinden daha güzel,daha sağlıklı,
 daha mutlu,daha iştahlı ve yemeli içmeli geçti.Bu bir zamanlama 
 meselesimi yoksa;geçen sene Kavruna düşen CIĞ sebebiyle yürekler 
 yanmış,perişan olmuş,yemeden içmeden kesilmiş,zayıf düşmüştük.
 Bu acaba geçen senenin acısını çıkarmakmıdır bilemem.
 Bildiğim birşey varsa herşeyin harika geçmesi.Orda insan kendini 
 sanki rüya aleminde hissediyor ve bu rüya hiç bitmesin istiyor.
 İnsanoğlu bu..ne kadar istemesende bazı şeyler elinde değil.
      Allah'tan tek dileğim yaşamımız süresince hep birlikte sağlık,
 sıhhat içinde tekrar tekrar gidilip gelinmesini nasip etmesidir.
 Çünkü oralarda yaşanılacak çok şey var daha...
                                                   Güzel Günlere..
 
                         A.Z.K        31.05.08
  
 
      
                               
                      Arkadaşlar,

Vana açma yolculuğumuza başlamamızın son haftasına girmiş
 bulunuyoruz.Bu son hafta bizler için çok önemli.Bu heyacana,
 bu strese dayanmak zor.Acaba birşey olupta geri mi kalırız,umulmadık
 bir sebep mi gelişir,kazaleyin ekipten birine birşey mi olur...
 Bu gibi oluşumları beklemekle geçecek olan bir hafta..Ne alalım,
 ne götürelim,acaba yol açık mı,yaylaya kadar araba gider mi?
 ve bunun gibi düşünceler.Ayrıca ekip haricindeki dostlarla diyalog
 kurmak,gelişmeleri anlatmak,izah etmek..Dolu dolu bir hafta ve
 sonunda Allah'tan bir kederlik olmazsa gitmek.
        Bu haftalık bu kadar.Vana açma dönüşünde daha taze,
 daha güzel ve daha özel yazabilmem dileğiyle derken,yine
 dağlarla ilgili adapte ettiğim bir şiirimi yazmadan edemeyeceğim.
                          Sağlık dileklerimle hoşçakalın..
                                              
                                           14.05.08      A.Z.K.
 
 
                     HASRET DAĞI
  
            Aşığım dağlara kurulmuş tahtım
            Dostu beklemekle geçiyor vaktim
            Toprakla yoğrulmuş bu benim bahtım
            Gönlümü dağlara bağlarda geçer
 
            Teselli eder bu dağlar beni
            Hep arar dururum orada seni
            Delice eser durur Kaçkar'ın yeli
            Yaralı gönlümü dağlarda geçer
 
            Örtse gözlerimi sonsuz bir diyar
            Mezarım dağlara kalsın yadigar
            Toprağımı çiğneyip geçen nazlı yar
            Taşımı okuyup ağlarda geçer
 
                                    Anonim
 
    
        ***Başarının gerçek ölçüsü nelere sahip olduğun değil,
                        nelerden vazgeçebildiğindir.
        

                               
                              Sevgili Arkadaşlar,                                  
 
          Yayla zamanı yaklaştıkça bendeki tacizlik o derece artıyor ve 
içim bi tuhaf oluyor. Bu nedenle bu duyguyu bastırmak için sağa sola
saldırıyor ( Yazı-Şiir-Güzel söz ) bulmak için uğraşıyor, bu yazılarla 
sizlere ulaşmak ve bu duygularımı paylaşmak istiyorum.
          Şimdi aşağıda bazı sözleri, bazı kelimeleri alıntı olan uyarlama 
yaptığım şiirdeki hasrete, tutkuya, özleme ve çaresizliğe dikkatinizi 
çekmekistiyorum.
          Hem ağlayıp hem gitmek ben buna derim işte...
 
                                    Sağlıklı günlere...   
                                8.MAY.2008  A.Z.K.
 
                   YAYLACI
                 (uyarlama)
 
          Ovaklıda lale sümbül yürüdü
          Irmakları çayır çimen bürüdü
          Ağup dağda kar kalmadı eridi
          Akar gözüm yaşı sel oldu kardaş..
 
         Eğlenme gurbette yayla zamanı
         Mevlayı seversen ağlatma beni
         Damla damla dağlardadır nişani
         Göz yaşım dağlarda pul oldu kardaş..
 
         Tütüyor gözümde KAVRUN'un duzi
         Serindir dağları, soğuktur suyi
         Kaçkar haber göndermiş çabuk gel deyi
         ATİF buralarda KUL oldu kardaş....
 
 
 
                    BU DÜNYA
         Geçmiş zaman gelse birgün aniden
         Kaybolsa saçımı dolduran aklar
         Kırk yıl öncesine dönsem yeniden
         O şehir,Ogençlik ve O sokaklar...
                             

                  
                  Değerli Dostlar,

         Bilinirki Hemşin yöresinin fıkra gibi yaşanmış olayları,
insanlarının yaratıcılığı,edebi yönü,kültürü ve hazır cevaplığı
çok eskilere dayanır ve zamanımıza kadar da süre gelmiştir.
İşte bu güzel yaşanmışlıklardan sizlere bir anı sunmak istiyorum.
         Konunun kahramanları;Koropi Mustafa ALTAY,Çamur
Hüseyin DEMİRCİ,Rahmetli;Tahsin ALTAY,Aziz ALTAY ve
Muzaffer ATİLLA'dır.Bu insanlarımız bu büyüklerimiz bir gün
toplanırlar pikniğe giderler.Güzel manzaralı,yeşil ağaçları ve
çimenleri olan,uzaktan görünen gür ormanları ve bembeyaz
coşkuyla akan dereleri görülen,kuş sesleriyle armoniye dönen
bir yere.Yemekler yenir,çay demlenir,herkes dinlenmeye kuş
seslerini dinlemeye başlar.Tam bu sırada bu manzara karşısında
duygulanan içlerinden birisi der ki:''Arkadaşlar şimdi herkes bu
manzara ve güzellik karşısında bu anımıza uygun birer dörtlük
şiir hazırlasın.'' Bir zaman sonra herkes başlar yazmış olduğu
şiirlerini okumaya.Rahmetli Tahsin ALTAY şöyle yazmış:
 
                 ''Bu mühitler bu dağlar
                  İçime neşe bağlar
                  Ölümü düşünürüm
                  Ağlar içerim ağlar''
 
         Mustafa ALTAY'da şöyle:
           
                  ''Geldim çıktım dağlara
                   Manzara seyretmaya
                   Garipleşen gönlümü
                   Yetmez avundurmaya''
 
         Rahmetli Aziz ALTAY'ın yazdığını hatırlayamadığım için
üzgünüm.Diğer büyüklerimiz Hüseyin DEMİRCİ ve Rahmetli
Muzaffer ATİLLA da ses yok.Çünkü şiir yazamamışlar,güzel
iki söz kuramamışlar.Mahcup bir tavırla bir arkadaşlarına bakarlar,
bir de kendilerine..Ve Hüseyin DEMİRCİ döner Rahmetli Muzaffer
ATİLLA'ya da (biraz ilerdeki yeşil çimenleri-çayırları göstererek)
der ki:''Haydi Halaoğlu bizde gidip biraz otlayalım...''
 
         Kalanlara sağlık,ölenlere rahmet diliyorum.
                              Herkese de güzellikler...
                                            
                A.Z.K.   30.04.08


Diğer yazılarım reisin köşesi-1- de


kavrun yaylası-www.kavrun.tr.gg CAKUTLU