KAÇGEL
www.kavrun.tr.gg

ÇAKUT-20-YAŞINDA


                            ÇAKUT REİSİ ATIF KANBER
. -
 

                 AYKIRI ŞEREF KANBER

AYKIRI ŞEREF ÖZEL.www.kavrun.tr.gg
Yükleyen
CAKUTLU. - 

                            ÇAKIR AHMET KAMBER

 
çakır ahmet özel
Yükleyen
CAKUTLU.
 

                           TİTREK MEHMET


titrek memet kamber
Yükleyen
CAKUTLU. - Video klipler, sanatçı röportajları, konserler ve çok daha fazlası

                       
     İBİLİ

 
Ä°BÄ°LÄ°(serdar kamber)
Yükleyen
CAKUTLU. - YaÅ�am, moda ve 'kendin yap' videolarına göz atın.


 
ÇAKUT NEDİR ?            
      Beş kişlik kamber ailelerin fertlerinden
  oluşan  küçük bir arkadaşlıkgurubudur.
  Faliyetleri sadece kendi  yaylalarına  
  olan   sevgilerinden dolayı Kasım
  ayının son haftasında beş kişilik gurupları 
  ile  yukarı kavrun yaylasına giderler. 
       Bir hafta boyuncu güzel bir tatil yapılır
   son  olarakta vanalar kapatılarak geriye 
   dönüşyaparlar.
       Bu gurup yaz başında mayısın 
    son  haftasında yine yollara düşer
    yürüyerek yaylaya ulaşır yaylada 
    kısa bir gözlemden sonra vanalar açılır
     bir hafta dolu dolu tatil yaparlar. 

ÇAKUTPUNİ NEDİR?

              
                    Bu beş kişilik arkadaş gurubunun
           yaptırmış olduğu aşağı kavrun 
           yaylasındaki sığınma evidir .,
ÇAKUT KİMLERDEN OLUŞUR ?

     REİS        =  ATIF ZAFER KAMBER
   AYKIRI      = ŞEREF KAMBER
   ÇAKIR       = AHMET KAMBER
   TİTREK      = MEHMET KAMBER
    İBİLİ       = SERDAR KAMBER 
   ÇAKUT İLE BİRLİKTE GEÇİRMİŞ OLDUĞUMUZ 
   ON BEŞ YIL BOYUNCA AKLIMDAN ÇIKMAYAN 
   ANILARI BURADA  SİZLERLEPAYLAŞMAK 
   İSTİYORUM 

ÇAKUT İLK KURTARMAYI YAPTI   

 

Çakut kurulduktan sonra bu güne kadar  çok güzel olaylara parmak basmış bazen zor durumda kalan  kişilere  yardımcı olmuştur.
   Yardım her zaman başkalarına yapılmaz bazende kendimize yardım etmiştik. işte bu yardımla ilgili anımı anlatayım.
    Tarih 29-5 2002 çakut ekibi sabah kahvaltısında kapıda hemen arkamızda duvarın üzerinde beş tane siyah çakut şapkası hazır bugün göllere gideceğiz.
Mayıs ayı olduğundan kar tam olarak çıkmamış bazı bölgeler tamamen karla kaplı saat 08,47 de yola çıkmıştık. 09.07de çegnevite çıkmış dağları seyrederek yol alıyorduk.
    Saat 9.30 da ilk vukatımızı vermiştik çegnevitin deresinden geçerken dört arkadaş inat etmiş karşıdan karşıya geçerken ıpıslak olmuş ben pantolonu ve çorapları çıkararak  rahatça geçmiştim.
     Bazen çimenlerden bazende karların üzerinden yolumuza devam ediyoruz. güneş ise artık daha kuvetli ısıtmaya başlamıştı.
     saat 11.12 de gölere çıkmış harika bir görüntüyle baş başa kalmıştık. Göler tam açılmadığından buzlarla kaplanmış güzel bir görüntü oluşturmuştu.
 buzlarla kaplı gölerde kırmızı kurbağaları görünce biraz şaşırmıştık.
     Yemeğimizi 11.46 da dağlara karşı yemiştik. Dağlar karlarla kaplı olduğundan gezmekte zorolduğundan  saat 12.30 da geri dönmeye karar vermiştik.
     Geri dönerken yol uzun olduğundan  kısaltmak için karların üzerinden geçmeye karar vermiştik. 0n dakika sonra beş kişilik ekipten biri görünmez olmuştu. Sağa sola bakıp kaybolan elemanı ararken aykırı Şerefin kafasına kadar kara gömüldüğünü gördük. Yumuşak kar kütlesine bastığından iki taşın arasına düşmüş kımıldıyamıyordu. Beş on dakika mücadele etmesine karşın girdiği yerden çıkamamıştı. Ona en yakın durumda olan reis bizlere siz gelmeyin tehlikeli diyerek elindeki bastonla karları kontrol ederek aykırının yanına ulaşmayı başarmıştı.  Elleriyle aykırının etrafınındaki karları temizleyerek onu kurtarmıştı. Bizde onları alkışlayarak moral vermiştik.

ÇIĞ
 Çakut ekibi vana açma ve kapamaya gidince sadece yeyip içip yan gelip yatmıyordu. Havaların güzel olduğu günlerde yöremizin güzeliklerinide görmeye gidiyorduk. 
     Yıl 1998 mayısın yirmi ikisi kavrundayız. Havada bulut yok. Tam gezilecek hava uzun yıllardır mezevide gitmediğimizden hafızalarımızı tazelemek buraları tekrar yeniden görmek için buraya gideceğiz.    
    Malzemelerimiz hazırlanmış herkese şapka dağıtılmış gözlüklerde takıldıktan sonra yola çıkılmıştı. Yavaş tempoda iki saatte mezevide çıkmış burada masayı gelgelanın yanında kurmuştuk. 
   Hava ve su iştahımızı artırmış bir bütün tavuk üçer yumurtayla karnımızı doyurmuştuk. İçkileri ise içmek bana nasip olmuş diğer arkadaşları dağ çarpmıştı. 
    Yemekten sonra yediğimizi eritmek için birde buz gibi suyuyla meşhur kara puğarlara doğru yürüyüşe geçmiştik. Yokuşu çıkıp puğardan suyu doya doya içmiştik. 
    Geri dönüp yine kamp yerimize döneceğmiz bir anda tam arkamızda büyük bir gürültüyle irkildik. Önce deprem oluyor sandık. Daha sonra hemen yüz metre önümüzde hareket eden kar kütlelerini görünce çığ geldiğini farkettik. On dakika kadar bu doğa olayını çıplak gözle seyrettik. şanslıydık. Sadece yüz metreyle kurtulmuştuk. 
    Geri dönerek mezevitin gölünde güzel bir banyo yaptık. Buz gibi sudan çıkmak gelmiyordu.Saat ikiye kadar burada kaldık. Bulutlar sıklaşıp güneş kaybolunca geri dönüş başlamıştı. Avelordan aşağı sağanak yağmur altında ikinci banyomuzuda yaparak kaçgele dönmüştük.                    
ALO KAYBOLDUK

     
     Çakut ekibi genelikle yaylada işini bitirdikten sonra Ordu'ya dönerken        
   bölgemizdeki gezilecek görülecek  yerleride ziyaret etmektedir.
      Yine böyle bir tarihte bir gezi güzergahı belirlemiştik. Güzergahımız 
   Trabzon'dan başlamış Maçka'da on beş dakika sütlaç molası verilmiş 
   yola çıkılmıştı. Şimdiki hedefimiz Torul olacaktı. Torula geldiğimizde hedefimiz Şirandı.
   tabelada Şiran yazısını görünce bu yola saptık. Gezi güzergahımız Şiran ,Alucura,
   Şebinkaraisar yoluydu. Şiran yolundan devam ediyoruz.On kilometre 
   sonra asvalt olan yol birden staplizeye düşmüştü. Yol yapım çalışması 
   vardır diyerek devam ediyorduk. Arada birde gördüğümüz  tabelada Şirana kaç
   kilometre olduğuda yazıyordu. Buda bizi rahatlatıyordu
      Yarım saat sonra yol yine staplize ve bir dağa doğru çıkmaya başladık.
   Bir saatir ne gelen araba var nede giden  çam ağaçlarının içinde
   virajlı bir yolda gidiyoruz. Manzara aynen bizim yaylalara benziyordu. 
      Bu yol bizim gideceğimiz yola hiç benzemiyordu  mecburen geri 
   dönmektense elbet bir çıkışı vardır diyorduk. Saat birde virajlar bitmiş bir 
   dağın tepesine ulaşmıştık.  
      Dağın yüksekliği 1913m tam tepede arabadan inerek çevreyi inceledik. 
   Harika bir görüntü her taraf orman ve yeşillik hayran hayran on dakika dağları 
   seyretik. Buz gibi su olmasına rağmen  karnımızın aç olması yanımızada 
   hiç bir şey almadığımızdan yola devam kararı almıştık.
       Artık dağdan inmeye başlamıştık. Yanımızdan kütük yüklü bir kamyon
   geçti demeki buralarda hayat vardı. Yol iyice bozuldu sanırım bu bölümü yeni 
   yapıyorlar derelerin içinden  çamurla kaplı yerlerden geçiyoruz. 
       Üç saattir yoldayız. Ulaşamadık hala Şirana ekip artık söylenmeye başlamıştı. 
  kahvaltıyı erken yaptığımızdan karınlarda zil çalıyordu. On dakika sonra orman bitmiş düz bir ovaya inmiştik.
   Büyük bir göletin etrafından dolaşarak bir köye indik. Benzin deposuda artık kırmızıyı
   gösteriyordu. 
      Oh kurtulduk işte tabelada şiran on kilometre yazıyordu.  Onbeş  
   dakika sonra Şiran'da fırındayız. Mis gibi ekmekleri arabaya koymuşuz fırının 
   yanındaki marketen kaşar,domates, salatalık,biber ve helva alıp yolda bir çay  
   ocağında piknik yapmak istiyoruz .
       Geldiğimiz yol yanlış yolmuş Şiran yolu Gümüşhane'denmiş biz Toruldan 
   yeni yapılan yoldan gelmişiz.
       Aldığımız malzemelerle yola çıktık. Yarım saat yolda çay ocağı aradık 
   bulamayınca  güzel bir puğarın başında kavakların altında karnımızı doyurduk.
        Alucura'ya Şebinkaraisar'a uğrayıp eğribel geçidinden geçmiş kübet
   yaylasına uğrayarak Giresun'a inmiştik.
 
 ÖLÜMDEN DÖNMEK
Kasım ayındayız bu sene vana kapatmaya biraz geç geliyoruz. 
  Sebebi ramazan ayının araya girmesinden gelişimiz biraz uzamıştı. Ordu,dan 
  yola çıkarken hava biraz yağmurluydu. Aydere geldiğimzde ise tapul tapul kar 
  yağıyordu.Kalegonda Yalçını beklerken yerdeki kar kalınlığı bir karışı geçmişti.
  Yalçın arbasıyla gelmiş  bu havadyaylaya gitmememiz için bize çok dil dökmüştü.
      İnadızya yola çıkılmış gidebileceğimiz yere gitmeye karar vermiştik. Jeepin 
   arkasını tıka basa malzemelerle doldurup bizde malzemelerin üstüne çıkarak
    yola çıkmıştık. Kar yağışı şidetlenmiş görüş mesafesi sıfıra düşmüştü.
       Pilunçutta kısa bir mola verilmiş arabanın camları kardan temizlenmişti.
     Kallerin dibine geldiğimizde 1954 model jeepimiz artık zorlanmaya başlamış 
     son kozlarını oynuyordu. kallerin düzüne kadar iterek ,sallayarak ,zincir
    takarak yarım saate çıkmıştık.
       Kaler köprüsüne gelince artık jeep stop etmiş karın motora gelmesi 
     nedeniyle  yolun sonuna gelmişti. Malzemelerimizi arabadan çıkarmış  
     sırt çantalarımıza yüklemiştik. Ağırlıkları en az 15 kg geliyordu.
        Bağırışlar ve tek sıra halinde yola çıkmıştık. Kalerde kar henüz diz boyuna
     gelmiyordu .Yanlız kar hiç durmadan yağıyordu.Çamlıktan geçerken hiç 
     zorlanmamış tukuta çıktığımızda on dakika mola vermiştik.
         Kar şiddetini artırmış tipiye dönüşmüştü. Yol almak iyice zorlaşmış 
      yüklerimizinde fazlalığı nedeniyle daha fazla kara batıp çıkmaya başlamıştık.
      üç saate maykın düzüne gelmiş yorgunluktan pestilimiz çıkmıştı.
      En önde bulunan Ahmet,in üstün çabası sayesinde buraya kadar gelebilmiştik.
      Kar artık belimize kadar geliyor adım atamıyorduk. Karları yararak  ancak yol alabiliyorduk. 
          Zor yol aldığımızdan burada bir karar verip derenin içinden yürümeye başlamıştık
      derye girdikten sonra ayaklarımız suyla dolmuş dizimize kadar 
      ıslanmıştık. Bir kaç kere dernin içindeki taşlar kaydırmış balıklama dereye 
      uzanmıştık.
         Yaylanın ilk evine mayktan tam bir saat on beş dakikaya ulaşmıştık. Son bir güçle 
      Aslan dedenin evine ulaşmış buradan on metrelik evimize yarım saate çıkmıştık.
           Eve çıkmakla iş bitmiyordu. burada hemen soyunduk titremeler ve donmalar  
      başlamıştı. el ve ayaklarımızı hissetmiyorduk. karla ovmaya başlamış 
      üzerimizede battaniyeler örtmüştük. Kar çok oluğundan sobayı yakmamız yine 
     yarım saatimizi almıştı.  Soba yandıktan sonra biraz kendimize gelmiştik.
          iki gün boyunca kar durmadan yağmıştı suymuzu kar eriterek halletik. 
      Odun kalmadığından evin direklerini ve kapıdaki masayı yaktık. lüksümüz bitti
      mumlarımızıda fareler yediğinden telefon ışığı ile idare ettik. Yukarı kavruna da  
     gidemediğimizden iki gün sonra geri döndük.
   
ÜÇ SAATLİK YOL NASIL DOKUZ SAAT OLDU


      Yıl 1996 sabah saat beş Ordudan aydere 
    gelmiştik.Yol kapalı olduğundany ürüyerek    
    kavruna ulaşacaktık. İlk vana açma yıllarımız
    olduğundan heyecanlı ve sevinçliydik.
       Bu güzel günü her puğar başında masa 
    kurarak geçirmek istiyorduk.
       Ayderden başladık her puğar başında masa 
    kuruyoruz. Uykusuzluk ise hat  safadagece
    yolda olduğumuzdan gözlerimizden uyku
    ulaşabiliyoruz. O zaman çakutpunu yok
    borada biraz dinlenirken çakutpununu 
     karar veriyoruz. 
        Saat onbir noycazın önünde çimenlere
    uzanıyoruz on beş dakika uyku molası. Saat
    on iki duvarın önünde masa kuruyoruz. Yarım
    saat sonra yola çıkıyoruz.
        Saat bir angeldeğde çimen üstünde 
     uyuyoruz.  Çegnevitin deresi  büyük
     olduğundan eski yoldan devam ediyoruz.
     Eğri pugarda masa  kuruluyo on dakika sonra
     hava kararıyor büyük bir gökgürültüsü ile
     yağmur başlıyor koşarak kavrun yaylasına
     ulaşıyoruz.
LÜKÜS VE RAKI  BİTİNCE
  

      Çakutpununun ikinci yılı ilk yıl tam 
  bitmediğinden açılışı ikinc  yılda  yapacaktık.  
  Hacı Cevat ,Suat , toros Osman misafirimizdi. 
      Kordele kesimiyle başladığımız açılış 
   programından sonra  yenilmiş ,
   içilmiş tüfek atılmış güzel bir gün geçirilmişti. 
      Toros ve hacı Cevat yolcu edilmiş Suat bize 
    misafir olmuştu. Gece geç saatlere 
  kadar içki içilmiş muhhabetin en güzel  
  yerinde  önce lüksümüz sonrada 
  rakımız bitmişti.Bu güzel muhabbeti devam 
  ettirmek için hemen bir plan yapılmış 
  önce yukarı kavruna gidelim denilmiş daha 
  sonra ayderde karar kılınmıştı. 
      Gece saat birde tek el lambası teksıra   
  yürüyerek tüfek elimizde yola çıkmıştık.
  Yarım saate kaler düzüne inmiştik. Burada 
   bulunan keçilerin içerisinden  
  köpeklerin bağrışlarıyla titreyerek aydere
  ulaşmıştık.
 BOMBA GİBİ PATLADI 


    Yukarıda görmüş olduğunuz resimle igili anımı anlatmak istiyorum.
 Güzel bir muhabbet yapmış olduğumuz bu gecede rakılar su gibi içilmiş 
akşam soğuğu çıktığı için  bir ateş yakmıştık.
    Bu ateşi de çevreden topladığımız kağıt ve odun parçaları ile 
 yapmıştık.Bu sırada temizlikte yapıyorduk.Bu temizlik sırasında bazı 
 arkadaşlar işi iyice abartmış çevrede buldukları deodorant ve silikon
 kutularını ateşin içine
 atınca beş dakika sonra tam siper yatıp bu  yanıcı maddelerin bomba  gibi 
 patlamasını   seyretmiştik. 
  O gecenin anısına evin duvarına silikonun içindeki madeler yapışmış 
 henüz bu madeler çıkmamıştır.
BALIKÇILIK ÜZERİNE

       Bir şairimizin dediği gibi hiç bir şeyden çekmedim şu nasırlarımdan çektiğim 
   kadar sözleri gibi bizde çakut gurubu olarak balık tutmak için az dert çekmedik.
       Balık tutmak için bu güne kadar yapmış olduğumuz başarısız çalışmaları
   sizlerle paylaşmak istiyorum.
        Birinci denememiz dereyi karşıdan karşıya ağla kapatmak olmuş köprünün
    önünde iki  iki gün kalan ağımıza ancak yapraklar takılmıştı. Üçüncü gün
    ağımızı adiçekmede bir gölün önüne kurmuş buradanda ancak ölü bir kuş
    yakalamıştık.
        ikinci balık tutma denememiz ada kesmek üzerineydi. Dere başına kadar 
    teneke ve kazmalarla gidilmiş toros Osman öncülüğünde büyük dere kesilmişti. 
    Dereyi kestik ama su diğer ırmaklardan kesilen yere dolunca ancak dört beş 
    balık tutabilmiştik.
        üçüncü denememizde beş kişi oltalarla balığa gitmiş adam başı birer balık bile
     tutamayaraz ıpıslak eve dönmüştük. 
        Dördüncü denememizde ağ ile yağmurlu bir günde dereye inmiştik. 
     Bu çalışmamızda ilk  gölden bir balık çıkarmış daha sonra yarım saate başka
     balık tutamamıştık.
      Beşinci denememizde reisimizin Ordu'da yapmış olduğu araştırmalarda bulmuş 
    olduğu  yeni bir sistemle yapacaktık. Bu sistem için gerekli olan  vayroz araştırılıp 
     bulunmuş  yine dereye inilmişti.Reisimiz elindeki vayrozla taşlara vuracak
    sersemleyen balıklar su yüzüne çıkınca bizde yakalayacaktık. Reisimiz bir
    saate yüz taşa vayrozla vurmuş yine karavana atmıştık. Sonunda yorulan reis
    son bir taşa dengesiz vurunca vayrozla birlikte göle yuvarlanmış sırılsıklam 
     olmuştu. Bu denemeden sonra balık tutmak işine son vermiştik.



kavrun yaylası-www.kavrun.tr.gg CAKUTLU